26 Ekim 2016 Çarşamba

Nikos Kazancakis Mezarı, Girit

Bugün Nikos Kazancakis'in ölüm yıl dönümü.

1883'ün Şubat'ında Girit'te doğuyor, derinlerde bir ömür yaşıyor, derin sorular soruyor, sorduruyor, ardından 26 Ekim 1957'de veda ediyor yaşama. Her ne kadar "Zorba" kitabı ile öne çıksa da Türkiye'de, başka birçok eseri var pek vurucu olan. Kitaplarında sorduğu soruları seviyorum en çok, kendi soruyor gibi yapıp senin alt üst eden, kendi içinde o soruyu günlerce tekrar etmene sebep olan bir üslup.

Birkaç hafta önce, Kazancakis'in Girit'teki mezarını ziyaret ettik. Bu, benim hayal listemdeki maddelerden biriydi doğrusu. Bugün de ölüm yıl dönümü olunca, özellikle bugüne hazırladım bu yazıyı. Yazı diyorum ama, aslında O'ndan sevdiğim parçalar ve bol fotoğraf görecek, siz de Kazancakis'i mezarında ziyaret etmiş gibi hissedeceksiniz dilerim.

Girit'te, İraklio şehrinde yer alan mezar, şehir merkezine oldukça yakın. Kısa süreyle arabayla tepeye doğru tırmanıp yürümeye koyuluyoruz önce. Dört yanda tabelalar yardım ediyor yolu bulmamıza; Kazancakis Giritliler için de oldukça önemli bir değer.





Yine İraklio şehrinde bir de Kazancakis Müzesi var görmek isteyenler için.



Kısa bir yokuşu aşıyoruz mezara varmadan; sağ tarafta İraklio ayaklarımız altında. Şehir için ayrıca yazacağım yazıda daha çok kare olacak, lakin nereye giderseniz gidin; Girit'te, ötede hep bir deniz, uçsuz bucaksız...







Ve ilk göz göze gelişimiz, o daha önce çok kez fotoğraflardan gördüğüm kare ile.




Der ki Kazancakis...

"Artık dünküleri hatırlamaktan, yarınkileri istemekten vazgeçtim; şimdi, şu anda ne oluyor, o ilgilendiriyor beni. "Şimdi ne yapıyorsun Zorba?" diyorum. "Uyuyorum," diyor. "İyi uyu öyleyse" "Şimdi ne yapıyorsun, Zorba?" diyorum. "Bir kadına sarılıyorum," diyor. "İyi sarıl öyleyse Zorba, hepsini unut, dünyada başka bir şey yok, yalnız o ve sen, vira!"

"Bu kırmızı su da nedir, söyler misin patron? Külüstür bir kütük filiz atar, ekşi birtakım ıvır zıvır sarkar ve zaman geçer, güneş onları pişirir, bal gibi tatlı olurlar; o vakit biz de onlara üzüm deriz; onları çiğner, sularını çıkarır, bunu fıçılara koruz, kendi kendine kaynar, ekimde Sarhoş Ayos Yorgo Yortusu'nda açarız, şarap çıkar! Bu ne sırdır? Bu kırmızı suyu içersin, ruhun büyür, artık şu eski kalıba sığmaz ve Tanrı'yı güneşe davet eder. Nedir bunlar patron, söylesene!.."

 
Eğer Kazancakis'in mezarına giderseniz, hemen çaprazında yer alan, eşi Eleni'nin mezarına da uğramayı unutmamalı.



Ben Kazancakis'ten bazı sorular öğrendim. Cevaplarını hala bulamadım ama bana o soruları sordurttuğu için minnettar olduğum bir adam. Bu yüzden kendisiyle konuşup teşekkür ettim. O sırada Japon bir kız geldi yanıma, fotoğrafını çekmemi istedi mezarın yanına yanaşıp. Elindeki kitabı gösterdi sonra, "O'nun romanı. Japonya'dan onu görmeye geldim." dedi. Ben vardığımda oradaydı, ben giderken hala oradaydı. Eli kitabın sayfalarını karıştırdı durdu. Ortak oluverdim şevkine, ne mutlu.


Ve gelirsek mezar taşına... Sevenleri pek iyi bilir, Nikos Kazancakis'in mezar taşında O'nu üç cümlede, üç sayfa yazılmıış gibi anlatan, belki bir mezar taşına yazılacak en güzel sözlerden biri yazar...


"Hiçbir şey ummuyorum.
Hiçbir şeyden korkmuyorum.
Özgürüm."

N. Kazancakis



 Önce okuyunuz. Sonra Girit'e gidiniz. 
O tepeye, kalbiniz çarpa çarpa çıkınız. Hissediniz.

*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder