27 Ekim 2016 Perşembe

Girit: Agios Nikolaos'tan Notlar

Girit...

Hep adını duyduğum, hep "oradan göçenleri" tanıdığım, hem Yunanistan'ın bir parçası - hem kendi içinde ayrı bambaşka bir kültür, öylesi bir mavi memleket. 

"Bu yazıda ne bulacağız?" derseniz öncelikle... Girit'in hemen her şehrine gittik ve ilk adresimiz Agios Nikolaos idi. Bu yazıda bu bölgeden fotoğraflar, Giritlilerin bildiği turistik olmayan restoranlar, araç kiralama ve fiyat bilgisi, otel bilgisi ve konaklama önerisi, Girit'e dair kısmen Yunan bir çiftin gözünden izlenimleri bulacaksınız. Kendinizi yer yer Girit'te hissedeceksiniz bir de.

Sonunda gün geldi, yollar Girit'i gösterdi bize. Size de tavsiye edeceğim o ki, araba kiralayarak - gönlümüzün çektiği her yerde dura geze keşfettik bu cennet adayı. Birkaç yazıda anlatacağım Girit'e, ilk rotamız olan Agios Nikolaos'tan başlayalım.

Selanik'teydim son bir aydır, oradan geçtik Girit'e. Irakleio şehrinde bulunan ve ismini ünlü Yunan - Giritli yazar Nikos Kazancakis'ten alan havalimanına gitmek üzere yola koyulduk sabaha karşı. Selanik Makedonia Havalimanı oldukça küçük, ama free shop'u şahane tabii. Derken hiç uyunmamış bir gecenin ardından Selanik'ten Girit'e kadar 1 saat bayılıp uyumuşuz. Gözlerimi açtığımda sonsuz bir mavilik üzerinde süzülüyorduk.


Sonra sabahın erken saatlerinde vardık Girit'e. Fotoğraflardan gördüğüm N. Kazancakis Havalimanı'nı yakından görmek gülümsetti önce.


Sonra güneşin doğuşuna hayran kala kala uçağın 'park etmesini' bekledik. İçim içime sığmıyordu o anlarda tabii.

 

Havalimanının bir tarafı müthiş renkte, bir avuç denizle dolu. Burada diyorum, denizde ayrı bir şey var, garip bir enerji, kutsalmış gibi, garip bir his veriyor insana; gezdikçe anlayacaktık ne olduğunu.

 

Sonra ayak bastık sonunda Girit'e. Otobüsün arkasındaki meşhur Girit lirası, Girit'in geleneksel çalgısı. Bir diğer adıyla Girit kemençesi.


N. Kazancakis Havalimanı da Selanik'inki gibi oldukça küçük ve sevimli. Binadan çıkmadan içeride bulunan araç kiralama ofislerine bakınıyoruz hemen.


Bu arada Girit için ayrı bir önem taşıyan Kazancakis'in müzesine dair bir afişe takılıyor gözüm. İnsanlara bakıyorum sonra; genel mutlu görünüyor burada. Gerçi insan Girit'e gelip nasıl mutsuz olsun? Havada müthiş bir sakinlik, dinginlik hissi ve huzur var.


Ardından bize Girit seyahatimizde çokça yardım edecek bir araba kiralamak üzere, Hertz ofisine yanaşıyoruz. Birkaç ofis daha var, hemen çıkışta da otoparkları; hızlıca alıyorsunuz aracı işlemlerden sonra. Biz 4 günlük bir Seat Leon için 180 Euro ödedik. Araç dizeldi ve hiç durmadan gezdiğimiz halde sadece 36 Euro yakıt parası verdik. 


Rotayı ben çizdim: Önce doğuya Agios Nikolaos'a geçip bir gün kaldık, ardından batı köşeye Hanya'ya uzanıp her şehirde bir gece kala kala tekrar İraklio'ya. Aracı hızlıca teslim alıp yola düştük bu yüzden. İ-na-nıl-maz bir mutluluk o an...


İlk izlenimimiz, Girit'ten Agios Nikolaos'a yolların oldukça iyi olduğuydu, baya şaşırdık, resmen Selanik'ten daha iyi diye. Genel olarak bu kadar doğaüstü manzaralar da beklemiyordum ben, resmen büyülendik. Bir tarafta kanyonlarıyla ünlü Girit'e selam eden devasa - kahve kayalıklar, diğer taraf uçsuz bucaksız bir deniz, yer yer mora çalan dağ silüetleri.


Yaklaşık 50 dakikalık bir araba yolculuğundan sonra usul usul Agios Nikolaos'a giriyoruz. Agios kelimesi "ayos" diye okunur, tıpkı Ayasofya'daki "aya" gibi. Anlamı "aziz"demektir, Nikolaos zaten en büyük Yunan azizlerinden biri. İsmi "Niko" olan Yunanların adı kimliklerinde Nikolaos'tur official olarak, onlar kısaca Niko der. Herhalde ki bu yüzden Yunanistan'ın yarısı Niko zaten. Neyse. Yola devam edelim.


Yani Girit'in konumu gereği müthiş bir doğası olacağını düşünüyordum ama gerçekten ağzım açık kaldı yolda. Burası baya Rize oldu mesela, artık iyice yaklaşmıştık varış noktamıza.



Agios Nikolaos'tan ilk tat, ilk görüntü. 
Ama önce durup buzlusundan bir frappe alıyoruz uyanabilmek için.


Dar sokaklar, yokuşlar, pek güzel evler var. Navigasyon yardımıyla kolayca buluyoruz oteli az sonra, zaten meşhur bir köprüsü var bölgenin, yol aslında da bir tarafı deniz, köprü de denmez tam. İşte onun etrafında dönüyor bütün olay, çok büyük bir yer değil o açıdan. Ki bu iyi bir şey. Lakin bu durumdan mütevellit park konusu biraz uğraştırabiliyor sizi.


Ve kısa süre sonra oteli buluyoruz. Otelimiz Mistral Bay Hotel, biraz yukarı doğru denizden ama 30 saniye sürüyor inmesi; konumu sayesinde deniz arkanızda tuval oluyor arkanızda. Merkeze de yakın, odalar da pek güzeldi, hele bir de denize bakıyorsa. 
Kahvaltı dahilse tamam, değilse geniş bir kahvaltı 5 Euro ki baya iyi. Otelle ilgili üç negatif yorumum olacak sadece: 1. Oteli Ruslar basmış. Her yer Rus. Kahvaltı sırasında Rusya oluyor birden orası, bilmiyorum seneye de mi öyle olur da. 2. Resepsiyondaki kadın suratsız ama keyfimizi etkilemedi pek, olsun. 3. İNTERNET ÜCRETLİ. Kill me. 1 saati 3 Euro mu öyle bir şey dedi. ŞOK. ŞOOOOK.


Bu da odanın manzarasıydı; sabaha perdeler açık bu maviliğe uyanmak pek güzeldi.


Neyse efendim kendimize gelip hemmen keşfe çıkıyoruz bu tatlı kasabayı. Hediyelik eşyalarda falan Selanik'e göre çok daha ucuz Girit. Yani 1 Euro'ya en güzel magnetlerden bulabiliyorsunuz misal, Avrupa'ya 1 Euro'ya magnet mi kaldı hanım?



Sonra şööööyle bir su var sağ tarafımızda yürürken. Cidden ben Girit gibisini görmedim. Çok garip bir enerjisi var, onu diyordum, sanki böyle kutsal bir memleketmiş gibi. Karşıdaki dev dağlarla denizin birleşmesi, suyun rengi, o dinginlik. Ve söylemeden geçmeyelim, Eylül'de gittiğimiz için olabilir; deli bir rüzgar.




Yol boyu hediyelik eşya dükkanları ve ufak marketler bulunuyor.





Otelden çıkıp köprünün olduğu merkeze yürüyoruz. O sırada bu kareyi çekiyorum, aklıma Türkiye'ye gönderilip Girit hasretiyle yaşayıp ölenler geliyor. İki taraflı bir yara işte, değişik hisler.


Bu da turistlemek isteyenlere önerilebilir tabii.




Gelelim yemek konusunaaa... Girit demek deniz ürünü demek en başta. Adını çok duyduğumuz Faros Tavernası'na gidiyoruz biz de; önü plaj aynı zamanda tavernanın. Burası için, daha doğrusu o şahane yemekleri ve fotoğraf için ayrı bir yazı yazacağım ama şimdi burada birkaç ipucu da verelim. :)



Girit'te ne yemesek dövüyorlar? sorusuna cevap, dakos. Üzerindeki ise meşhur Girit peyniri mizithra. Kimisi meze, kimisi salata diyor. Peksimet üzerine yapılıyor, pek güzel tadı var. Evde sık yapardım ama hakiki olanı tatmak ayrıymış tabii.


Bunlar da meşhur Greek mezeler. Sıra sıra ne olduklarını, özelliklerini Faros yazısında yazacağım.


Bu da sadece hayal gücü için. :) Mükemmeldi tabii, deniz ürününden memnun olmadan kalkmanız zor buralarda. Bu arada balık istedik, gelin dedi zarif bir garson, gittik tüm balıklara baktık, kendimiz seçtik, tarttı falan kilosuna göre. Güzeldi o kısım da, ikram olarak közde pişmiş patates getirdi falan, gibi.


Gelelim şu konuya! Girit'in geleneksel içkisi, "raki". Her türlü restorandan sonra, yani illa, ikram olarak geliyor yemekten sonra. Klasik şişesi ve iki şat bardağı ile. Pööfff ciğerim yandı arkadaş her yerde bunu içmekten, nasıl yakıyor, bir yandan insanın alttan alttan hoşuna gidiyor. Şükür yanında tatlı da veriyorlar da biraz bastırabildim. Bahsedeceğim hep bunlardan.


Bu da ikram tatlıları, artı bir de meyve tabağı getirmişlerdi.


Uzuun uzun yemek masasında keyif edip dalgalara kulak verdikten sonra, tavernanın hemen önündeki plaja iniyoruz. Biz yemeğe otururken son kalanlar da yavaş yavaş gidiyordu plajdan. Rüzgar ve akşam üşütmeye başlayan hava yüzünden biz de çok oturamadık ince kıyafetlerle ama, burada söylemem gereken önemli bir şey var Girit için. Şu aşağıda gördüğünüz görüntü, Girit için yapabileceğim en temel betimlemelerden biri. Kırmızıya, bazı bazı mora çalan dağ silüetleri ve denizin birleşmesi Girit. Çok acayip bir memleket burası, çok garip duygular veriyor insana, çok yüce.


Bu arada biz gitme fırsatı bulamadık ama Agios Nikolaoslu yerli halktan öğrendiğimize göre, bir diğer yemek yenecek adres "Pita tou Riga". Dışarıdan gördük, oldukça merkezi - pek şeker ve yerel bir mekan.


Aslında genel olarak tüm Girit'te (İraklio hariç diyebilirim, o konuya sonra geleceğiz.) evler, yapılar kendiliğinden çok güzel. Yani eskiden beri öyleymiş, çabasız, hakiki, tarih kokan bir güzelliği, zevki var adanın. Aşağıdaki ev de çok beğendiklerimizden biriydi.


Yavaş yavaş akşam düşerken, mibi market - hediyelik eşyacılardan biri.


Faros'tan önce Agios Nikolaos Limanı'na, oradan fotoğrafta tam karşıda olan köprüye, ilerisinde de otelimize geçeceğiz. Akşamüstü de ayrı güzel tabii... Ayrıca yakınlardaki adalara vesaire birçok gezi programı yapan ofisler bulmak da mümkün.


Bu köprünün diğer tarafı, 60 metreden fazla derinlikle olan Vouliasmeni Gölü. Göl etrafında oturabileceğiniz yerler de var, güzel bir düzenleme yapılmış. Aslında Agios Nikolaos için görülmesi şart olan yerlerin başında bu alan geliyor; normalde bir müzeleri de var ama kışın nüfus azlığından kapalı diye okumuştum. Yine de soruşturmalı, zaten her şey birbirine pek yakın burada.


Ve hava iyice kararmaya, Girit'in kuvvetli rüzgarı denizine karışıp iyice üşütmeye başlarken, usul usul köşemize çekiliyoruz. Sabah da otelde kahvaltı yaptıktan sonra Agios Nikolaos ile vedalaşıp kalbimin bir yarısını kaptırdığım Hanya'ya doğru yola çıkıyoruz. Bundan sonraki yazı hayran kaldığım Hanya'dan gelecek o yüzden... 


Agios Nikolaos, Girit'in turistlik bölgelerinden sayılıyor lakin mutlaka görmeye değer. Zaten İraklio'dan 60 kilometre kadar, gelmişken görmeli derim... Bu arada mümkünse uzun uzun kalın Girit'te, meşhur kanyonlarına yürüyüşler düzenleyin, yol üzerindeki kiliseleri ziyaret edin, doğaya daha çok karışın derim. Burası daha çok denize, doğaya doymak için kısacası... Yolu düşeceklere iyi gezmeler, bol huzurlar diyelim.


4 yorum:

  1. Hep gitmek istemişimdir efendim, harika bir yer! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Normalde bir gittiğim yere tekrar gitmem zor, hani görülecek o kadar farklı yer varken. Ama Girit bir başkaymış, mutlaka tekrar gitmek istiyorum ben de...

      Sil
  2. Melis hanım yazılarınızı okuduktan sonra Girit'e gitmek artık farz oldu.Anlatım tarzınızı da çok tuttum.Teşelkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok memnun oldum, inanın hayran kalacaksınız, bazı bazı ağzımız açık - hiç konuşmadan etrafa daldık biz de...

      Sil